Yağmurla çıktım sokağa ve kendime damlalara bıraktım. Her düşen damlayı yakalamaya çalışırcasına ellerimi uzandığınça açtım ve ellerimde dağılıp tekrar ufak damlalar haline dönüşmelerine izin verdim. Rüzgara aldırmadan, hasta olurum diye düşünmeyerek ne şapka ne bir mont aldım üstüme; tek derdim yağmurla dans etmekti. Normalde dans etmeyi beceremesem de, içten ve özgürce dans ettim, fütursuzca. Kimi kaçışıyor sağa sola ıslanmamak için, kimi elinde şemsiyesiyle yağmura aldırmadan yoluna devam ediyor, kimisi de bana bakıp gülüyordu. Belki deli sandılar, belki de başka birşey. Ama ben onların düşünceleriyle ilgilenmek yerine, kendimi en özgür hissettiğim şeyi yaptım. Çünkü hayat, esaret altında geçen bir hikaye. Çünkü hayat özgürlük kisvesi adı altında kişiye oyunlar oynamayı seven bir yalancı, bir düzenbaz . Ben ise umursamıyorum; ne hayatı ne de tanımadığım yargıç üsluplu insanları. Yaşanılacak şeyleri erteleyip, yarın yaparım diyerek hayat trenlerini bekleten ve beklemekten sıkılan hayatlarını kaçıranları. Gözümle gördüklerimden korkmadan basitçe üstüne gitmek ve arzuladığım düşleri paçasından bile olsa yakalamak tek umursadığım. Kaçırdıklarıma ağıtlar yakmak yerine, deneyipte kaybettiklerime 'boşver' demek daha makul gelir bana. O yüzden gözlerimi kocaman açtım, başımı gökyüzüne kaldırdım ve yağmurun gözlerime damlamasına müsade ettim. Rahatsızlık vermiyordu; elde etmek istenilen şeylerin çaba gerektirdiği düşüncesi sayesinde. Düşüncelerimi yıkadım, arzularımı temizledim; ruhumu kirleten dünyaya inat benliğimi sterilize ettim. Gerçekten sahip olduklarımın elle tutulur şeyler olmadığını bir kez daha hatırladım. Ellerimle tutabileceğim tek şeyin ise sen olduğunu inkâr etmiyorum; sen bana ellerini uzattığın müddetçe...
26 Mart 2011 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder