Silüetler arasında izdüşümünü arayan bir kadın tanıdım uzun zaman önce. Kaybolmuşluğunu bir kenara bırakmaya çalışsa da, iç benliğinin adeta üzerinde ki elbisesine dönüşmüş olması onu ayrılmaz bir parçası yapıyordu. Kimi zaman üzüntü ve sevinci bir arada idame ettirebiliyormuşçasına davransa da aslında suretinden kopan birşeyler olduğu her halinden anlaşılıyordu. Yorgun gözlerle uyanır, o güne uygun maskesiyle suretini gizlemeye çalışır, bunda başarılı olamazdı. Belki kötü bir tiyatro oyuncusu olabilirdi, belki de yapamayacağını bildiği halde yine de umut etmekten vazgeçmeyen bir kadın da. Ancak her gün beklediği an için çaba sarfederdi. Yalnızdı; hissettiği şey, koca gezegende kimsenin kendisini anlayamayacağıydı. Ama bir yerde onun ruhunu çözebilecek, onu, hissettikleriyle düşünüdüklerinin arasında ince de olsa bir çizginin var olduğunu farkettirecek bir izdüşümü vardı. Aramak, onun için karamsar fikirlere bulanmış ıssız bir yoldu ancak üzerine gitmeden varmayı istediği bu ıssız yolun sonunu bulamayacağının bilincindeydi. O yüzden her gün farklı bir ruh yansıtmayı deniyor, bir sürü silüetin içinde 2 farklı göz arıyordu. Bulunması zordu, ancak onun bu arayışını uzaktan izlemek insanı derin bir hüzün denizine sürüklüyordu. Bir de bu durumun monoton bir hal almış olması var ki, onun adına her gecenin ıslak gözlerle bitmesine sebep veriyordu. Uzun yazılar, türlü kelime oyunları, sayfalar, sayfalar dolusu karalamalar... İç benliğinin her gün farklı bir maskeye ve elbiseye dönüşmesi için gerekli olan eskizler gibiydi. Hep en iyisini giymek adına uzun saatler harcıyor, arayışının yarattığı karamsarlığı biraz olsun dağıtmayı deniyordu. Neredeyse usta bir terzi olmuş, kendisine yakın hissedebildiği diğer bir-iki yoldaşına da süslü kelimelerden oluşan zarif ve bir o kadar da onların ruhunu yansıtabilecek elbiseler ve maskeler üretiyordu. Onun için arayış sırasında çileyi azaltabilecek en huzurlu eylem bu olsa gerekti. Az da olsa bu şekilde şekilde gözlerini silebilecek bir mendil bulmuş oluyordu kendine.
Benim için zordu, hem onu izlemek, hem de onunla ilgili düşünmek. Koşmak, yardım etmek istiyor, o karamsar fikirlerle bürünen ıssız patikayı elimden geldiğince süpürüp yolunu açmak istiyordum. Belki en iyi yol bu değildi, başka bir boyutta düşünmem gerekirdi. Ancak dolu mu boş mu pek belli olmayan o silüetler arasında kendimi kaybolmuş gibi hissederken yardım edebileceğim konusunda kötümserdim. Kimi zaman yalnız kendimi düşünebilecek kadar gücüm olduğunu biliyordum. Zayıf kalıp, yetersiz yardımlarla ona umut verip tekrar düş kırıklığına uğratamazdım. O bunu haketmiyordu. Kaldı ki uzaktan izlemekle yetinip, izdüşümü olduğumu onun bulmasını bekleyecektim.
22.Kasım.2010 01:58

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder