25 Kasım 2010 Perşembe

Sahip Olduğumuz Kelimeler

Boş bir sayfanın içine sıkışmış gibi hissettiriyor; türlü etkileşimler içinde gidip geldiğimiz kimi zaman sıkıcı kimi zaman da eğlendirmekten geri kalmayan şu dünya. Söyleyecek çok şey varken hiçbirşeyden bahsedememek... Kelimelerin dolup taştığı zihin deryasının ani gel gitlerle bir yükselip bir alçalması, bu mücadele gerektiren durumda insanı deli gömleği giymesi gerekebilecek seviyelere taşıyor. Çoğunlukla yaşanmışlıkların dışavurumu şeklinde gelişebilecek ruh arındırma seansları yapmayı denemek istiyor insan ama kuracağı cümlelerin arasına istemeden de olsa dünyevi sorunlarından kelimelerin gizlice gireceğini hissediyor bir yandan. O kelimeler ki, ruhu serin ırmaklarda yıkadıktan sonra, öze dönüş sırasında tekrar kirleneceğini farkettiriyor, bu da verilecek emeğin boşa olup olmayacağı ile ilgili tereddütlere itiyor kişiyi. Sırf denemiş olmak adına göze alınamayacak bir mani gibi gözükmüyor, çünkü insan sürekli kullandığı bir güzergah hakkında zamanla çok şey öğrenebiliyor. Eski zamanlarda büyük alimlerin tavsiye ettiği şey de " bir deneyi bin defa yapıp başarısız olsanız da bin bir'inci kez yine deneyin" olmuştur. Sonuçta üzerinde ikamet ettiğimiz bu gezegende, kendisinden soyutlanmamız gereken bir çok şey varken aslında onların ayrılmaz birer parçamız haline gelmiş olmaları yadsınamaz bir gerçek. Bu arınmayı gerçekleştirebilmek ise büyük ustalık ve yetenek gerektirir. Belki mantıksal yaklaşım zedeliyor olabilir o an zihinde yaratılan taslağı, belki duygusal yaklaşım. Ancak iki boyutun da mutlak etkilediğini söylemek yanlış olmaz. Yalnız hangisinin daha doğru olduğunu söylemek güç olabilir.  Kimi zaman ayrılmaz bir dost olurken kimi zaman da birbirine düşman iki farklı kişilik sergileyebiliyorlar. Burda mühim olan hangi anda hangisini seçeceğimizdir. Yaşam da edinilecek tecrübeler ise seçimlerimizi daha makul ve isabet oranı yüksek hale getirecektir.

Söylemek kolay olur bazen, peki etkileyici bir hale getirmek ne kadar kolaydır? Sahip olduğumuz zihin deryasının ne kadar derin olduğunu ya da ne denli bir büyüklüğe sahip olabileceği hakkında fikirlerimiz ne durumda? İşte dünyanın üzerimizde ki rolünün yani yaşam sırasında isteyerek veya istemeden sahiplendiğimiz kelimelerin bu konu hakkında yeteri kadar düşünmemizi engellediğini tekrar düşünmemize olanak tanıyacağı sorunun ta kendisi. İnsan düşünmeden, mantıklı ve duygusal hayatını bir arada dengede tutamayacak kadar kırılgan, yozşalmaya müsait ve bir o kadar da basit bir yaşam formunun örneği. Mesele, insanın gündelik hayat işleyişi içerisinde bunun için gösterdiği çabadır.

24 Kasım 2010 Çarşamba

Yardıma mı İhtiyacınız Var?

Ne kadar kolaydır birşeyler ters gittiğinde bahaneyi başka şeylerde, başka kişilerde bulmak!
Peki, rüzgarın yönünü değiştiremiyorsanız eğer yelkenlerinizin yönünü değiştirmeyi hiç denediniz mi ?
Çünkü hayat, bizim karşılaştığımız fırtınalarla değil bu fırtınalar sonucu gemiyi limana ulaştırıp ulaştıramadığımızla ilgilenir.
Unutmayın herşey sizinle başlar, eğer başkaları yapabildiyse siz de yapabilirsiniz. Sadece bir an durun ve rüzgarı dinleyin, bakalım o size yelkenlerinizin doğru yönü için neler fısıldayacak...

22 Kasım 2010 Pazartesi

Silüetler

Silüetler arasında izdüşümünü arayan bir kadın tanıdım uzun zaman önce. Kaybolmuşluğunu bir kenara bırakmaya çalışsa da, iç benliğinin adeta üzerinde ki elbisesine dönüşmüş olması onu ayrılmaz bir parçası yapıyordu. Kimi zaman üzüntü ve sevinci bir arada idame ettirebiliyormuşçasına davransa da aslında  suretinden kopan birşeyler olduğu her halinden anlaşılıyordu. Yorgun gözlerle uyanır, o güne uygun maskesiyle suretini gizlemeye çalışır, bunda başarılı olamazdı. Belki kötü bir tiyatro oyuncusu olabilirdi, belki de yapamayacağını bildiği halde yine de umut etmekten vazgeçmeyen bir kadın da. Ancak her gün beklediği an için çaba sarfederdi. Yalnızdı; hissettiği şey, koca gezegende kimsenin kendisini anlayamayacağıydı. Ama bir yerde onun ruhunu çözebilecek, onu, hissettikleriyle düşünüdüklerinin arasında ince de olsa bir çizginin var olduğunu farkettirecek bir izdüşümü vardı. Aramak, onun için karamsar fikirlere bulanmış ıssız bir yoldu ancak üzerine gitmeden varmayı istediği bu ıssız yolun sonunu bulamayacağının bilincindeydi. O yüzden her gün farklı bir ruh yansıtmayı deniyor, bir sürü silüetin içinde 2 farklı göz arıyordu. Bulunması zordu, ancak onun bu arayışını uzaktan izlemek insanı derin bir hüzün denizine sürüklüyordu. Bir de bu durumun monoton bir hal almış olması var ki, onun adına her gecenin ıslak gözlerle bitmesine sebep veriyordu. Uzun yazılar, türlü kelime oyunları, sayfalar, sayfalar dolusu karalamalar... İç benliğinin her gün farklı bir maskeye ve elbiseye dönüşmesi için gerekli olan eskizler gibiydi. Hep en iyisini giymek adına uzun saatler harcıyor, arayışının yarattığı karamsarlığı biraz olsun dağıtmayı deniyordu. Neredeyse usta bir terzi olmuş, kendisine yakın hissedebildiği diğer bir-iki yoldaşına da süslü kelimelerden oluşan zarif ve bir o kadar da onların ruhunu yansıtabilecek elbiseler ve maskeler üretiyordu. Onun için arayış sırasında çileyi azaltabilecek en huzurlu eylem bu olsa gerekti. Az da olsa bu şekilde şekilde gözlerini silebilecek bir mendil bulmuş oluyordu kendine.

Benim için zordu, hem onu izlemek, hem de onunla ilgili düşünmek. Koşmak, yardım etmek istiyor, o karamsar fikirlerle bürünen ıssız patikayı elimden geldiğince süpürüp yolunu açmak istiyordum. Belki en iyi yol bu değildi, başka bir boyutta düşünmem gerekirdi. Ancak dolu mu boş mu pek belli olmayan o silüetler arasında kendimi kaybolmuş gibi hissederken yardım edebileceğim konusunda kötümserdim. Kimi zaman yalnız kendimi düşünebilecek kadar gücüm olduğunu biliyordum. Zayıf kalıp, yetersiz yardımlarla ona umut verip tekrar düş kırıklığına uğratamazdım. O bunu haketmiyordu. Kaldı ki uzaktan izlemekle yetinip, izdüşümü olduğumu onun bulmasını bekleyecektim.

22.Kasım.2010 01:58

21 Kasım 2010 Pazar

Rutin Hayat: En Büyük Girdap

  Kolayın zor olduğu, sıkıcı, bunaltıcı ve yorucu yaşanmışlıkların gölgesinde kalmış, huzurun parsel parsel satıldığı ve gülen çocukların seyrek rastlandığı, yaşadığım yere çok uzakta olmayan, benzerlikleriyle adapte olmakta zorlanmayacağım bir yer buldum kendime. Umut etmek yerine kötümser gözlerle yarını beklediğin, güneşin doğmak için inat ettiği bir yer. Aslında bu yeni yerde bir istisna sayılabilirim, daha önce yaptıklarım ve yapmadıklarımla. bazen beklenilenin aksine hareket edip, hiç umulmadık bir yerde bir cümle savurabilirim ortalığa. Bazen de alışılagelmiş rutin tavırlarımla diğerlerinin de ruhunu zorlayabilirim. İnsanların robotlaşmış olması ise durumu algılanmaktan ziyade anlaşılmayan bir hale sürüklemekte. En azından öyleydi. henüz nereden başlayacağımı bilmesem de sanırım umut saçan ve mutluluk timsali bir adam olmayacağımı biliyorum. Daha önce denediğim ve başarılı olduğumu düşünürken aslında işi batırdığım ve denememin de ne kadar yersiz ve yetersiz olduğunu tecrübe edindiğim girişimlerim vardı. Belki karanlık günlerin yarattığı soğuk ruhlardı bu başarısızlığa sebep. Belki de yaşadığım yerle bağlantılıydı. Belki de ikisi birden sebepti ama denemedim değil. Şu an ise bunun üzerine yine uğraşmanın benim için ne kadar zor olduğunu biliyorum. Kimi korkaklık der, kimi tecrübe, kimi başka birşey. Pek önemli değil benim için, birileri her zaman sizin hakkınızda birşeyler söyler zaten. Esas olan bunlara kulak asmamak.
          Yeni bir depresyon edinmeyi düşünüyodum, soğuk ve az gözyaşlı. bulmak zor olmasa gerek. Tavsiye alınabilecek pek çok kimse var bu yeni yerde. Etrafına bakınınca insan, diğerlerinin gözlerindeki ışığın ne kadar zayıf ve mat olduğunu kolayca anlayabiliyor. Çoğunun nedenleri pek benziyor birbirine, ortak bir toplulukta aynı amaca hizmet ediyorlarmışçasına. Benim gibi farklı olanlar var mı yok mu zaman gösterecek. Ama varsa da az olduklarını biliyorum. Duruşlarında ki ilüzyon, havaya yaydıkları nötr enerji beni çekecektir mutlaka. Nötr dedim, çünkü beni tanımlayabilecek ve içimde ki hüzünle umudu dengede tutan enerjimin tanımı bu. Bu da farklı hissettiren tek sebep benim için. Zorlama bir hayat yerine akışına göre hareket eden ve günün getireceklerini bilmeden, biraz da merakla yaşanılan bir hayatı seçmiş olmak, içimde bir daha 'yok edilebilir mi' bilmediğim bir araf oluşturdu. Daralan zamanın ve flu bir zihnin getirisi muhtemelen. Bazen hoşuma da gidiyor belki, farkında olmadan saplandığım bir batak gibi. Ancak uzun zamandır alışılagelen bir hikayeye dönüştü çoktan.
          Monoton bir adam ile hep farklı şeyleri denemeyi kendine gaye edinen iki farklı portre çiziyordum kafamda. Bazen dolu şeylerin boş şekilde ilerlediği bazen de boş şeylerin ara sıra dolu olabildiği iki ayrı dünya. Ama geç olsa da farkına vardım ki iki şekilde de sürdürmüşüm zaten hayatımı. Bu noktaya gelene kadar iki adam arasında birçok kez geçiş yapıp pek çoğunda da başarılı olmuşum. O yüzden bu yer beni kabullenmese bile zorlamayıp, her zaman oynadığım rolü oynamaya devam edeceğim. Taa ki yeni bir yer bulana kadar...

21.Kasım.2010 - 03:36


13 Kasım 2010 Cumartesi

Hayata İki Dakika da Olsa Mola...

“Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır.
Çalışmaya zaman ayırın, başarının bedeli budur.
Düşünmeye zaman ayırın, güçlü olmanın kaynağı budur.
Çevrenize nazik davranmaya zaman ayırın, mutluluğa giden yol budur.
Etrafınıza bakmaya zaman ayırın, günler bencilliğinize yetmeyecek kadar kısadır.
Gülmeye zaman ayırın, ruhunuzun müziği budur.
Çocuklarınızla oynamaya zaman ayırın, zevklerin en büyüğüdür.
Ve Sevgiye zaman ayırın, insan olabilmenin sembolü budur”
 
Goethe

7 Kasım 2010 Pazar

Fields of Fortune - Secret Garden

Secret Garden' dan tadına doyum olmayan başka bir keman ziyafeti olmakla birlikte herkesin istisnasız seveceğine inandığım tadına doyulmaz bir parça. İyi dinlemeler..


3 Kasım 2010 Çarşamba

Efsane Üçleme "Back to The Future" dan 25 Yıl Sonra

Hepinizin bildiği efsane film 'Geleceğe Dönüş' ün  beyaz perdeye ilk yansımasından bugüne tam 25 yıl geçti. 25 yıl geçti de ne biz, ne de filmin oyuncuları ne geçmişe ne geleceğe gidebildi. Zamanın paha biçtiği rolleri tamı tamına oynamaya devam ediyoruz. Peki hiç merak ettiniz mi, 25 yıl sonra kim ne hale geldi? İlk söyleyeceğiniz söz " Martin Fox" parkinson. Evet, biliyoruz. Peki ya diğerleri? 25 yıl da insan nasıl değişirin canlı tanımları olmuşlar. Ayrıca birçok Geleceğe Dönüş hayranının onlarsız bir dördüncü film olmayacağını bildiği aşikarken o oyuncuların tekrar bir devam filminde oynamak için ne denli yaşlandıklarını da göz ardı edemeyecekleri ortada.












İnfiorata Festival (Çiçek Festivali)

İtalya' nın Genzano Kasabası' nda 1778 yılından beri süregelen ve her sene koca bir caddenin çiçeklerle oluşturulan şekil ve desenlerle uzun bir halıyı anımsattığı renkli bir festivaldir bu çiçek festivali. Bölgeden söz etmek gerekirse, Roma Eyaleti, Lazio Bölgesinde bulunan ve Roma şehir merkezine 25 Km uzaklıkta olan bir kasabadır Genzano. Her sene Mayıs ayının ikinci haftasında başlayıp Haziran ayının üçüncü haftasına kadar da bu festivale ev sahipliği yapar. Yerel sanatçıların 'Via Italo Belardi' caddesi üzerinde icra ettikleri bu sanatsal şölen için milyonlarca çiçek günler öncesinden çeşitli renk kombinasyonları halinde hazırlanmış olur. Öyle ki ; festival başlamadan önce o senenin teması da önceden kararlaştırılır. Michelangelo' nun renkleri veya Bernini ve Tasarımları gibi önceden kararlaştırılan tema o senenin rengi ve yapısı hakkında bize yeterli bilgiyi sağlar.
















Festival Resmi Sitesi: http://www.infiorata.it/

2 Kasım 2010 Salı

Bazen

Bazen her şey sadece görünüşten ibaret gibi gelir.
Bazense derinlikler tüm cazibesi ile bizleri çağırıverir…
Bazen kendimizi yalnız, terkedilmiş hissederiz.
Bazense bir dost meclisinden, diğerine koşarak gideriz…
Bazen hayat karmaşık ve içinden çıkılmaz bir denklem gibidir.
Bazense imkansızlıklar içinde dahi yaratıcılığımız aşka gelir…
Bazen bardağı dolu değilde hep boş görürüz
Bazense tüm zorluklara rağmen hayat serüveninde umudumuzla birlikte yürürüz…
Peki hiç düşündünüz mü nedir bu zıtlıkların sebebi?
İşin sırrı, aslında hayat sadece bizim seçimlerimizde gizli…! 

15 Ekim 2010 Cuma

Başka

Yine dönüş zamanınız geldi,
Her mevsim olduğu gibi,
Bir dakika olsun beklemeden,
Terkedeceksiniz burayı,
Başka yurtlarda,
Başka türlü insanlara
Ve başka şiirlere kanat çırpacaksınız,
Hürriyetiniz başka balıkçıları kıskandıracak,
Bir başka fotoğrafa konu olacaksınız,
Aşkın,nefretin ve şiddetin bilmem kaçıncı kez tanığı olacak,
Belki de bir piyangoya sebep olacaksınız,
Gökyüzüyle vals yaparken,
Silüetleriniz yansıyacak denize ve toprağa,
Yağmur yağdığında kimse görmeyecek sizi ama
Sesiniz duyulacak her damlada...

Siz göçmen kuşlar,
Burayı terkettiğinizde
Özgürlüğünü kaybeden,
Yaşadığı hüznü anlamlandıramayan,
Bir adam olacak,
Yokluğunuz üzecek olsa da,
Başka kalplere ilham vereceksiniz,
Ve zamanı gelince yine döneceksiniz...

14.10.2010

26 Temmuz 2010 Pazartesi

nasıl bu kadar populer olmayı başarıyorsun?

dürüstlüğüm, doğallığım ve her ortama uyabilmem ,beni insanların her zaman sevdiği ve aradığı bi adam yapıyo. ekstra bi çaba göstermiyorum. hakkımda ilişkiler haricinde bir tane kötü şey söyleyecek kimse bulamazsın. kaldıki ilişkilerimde de sıkıntı veren bi insan olmadım hiç.

haydi sor sor :)...

20 Temmuz 2010 Salı

Kısa Denemeler...

Hayat bir akşam eğlencesi olsun. Tek derdimiz tavernalarda kırılan tabaklar olsun.
Gecenin sonu gelecek yada hesabı kim ödeyecek diye düşünmek olmasın. Hiç bitmeyen
rakının yanında, en güzel dostların sohbetleri meze olsun. Ağlamak da olmasın,
en fazla sigara dumanıyla yaşaran gözler olsun. Kibirli gözlerin yerini şefkatli ve sevgi dolu bakan gözler alsın. Beni ben yapan şeyin dostlarım olduğunu hatırlatsın....
_________________________________________________________________________
Ağlarım bazen. Belki yalnız, belki dostlar
yanımdayken, sığamam kendi içime. Bazen kolayca gelir, bazen zor. Ama
her defasında ağlarım, belki yalnız, belki dostlar yanımdayken. Ufukta
seyreden kuşlar izlerim yağmur dindiğinde, özenmekse özenmek, kaçmak
isterim onlar gibi. Ama ağlarım bazen, çünkü biliyorum, herkese olduğu
...gibi bana da biçilen bir hayat var, yaşanılması gereken...
__________________________________________________________________________

Uçurtması kırılan küçük bir çocuğum ben.Herkes rüzgarda şeytan uçurtmalarını uçururken ben kırılan uçurtmama bakıp hüzünlenirim.Onlar gibi bende olabildiğince özgürlüğü hissetmek isterim ama başkasının özgürlüğüyle de avunamam, isterim ki süzüleyim uçurtmamla gökte yalnız ve cesurca.Ne var ki, bugün özgürlüğe koşamadan geri dönmek zorundayım.Yarın yeni bir gün ve ben daha büyük adımlarla özgürlüğe kanat çırpacağım.
___________________________________________________________________________

tatminkarlık seviyesini yüksek tutanlardan olma. eşik değerini ne kadar düşük tutarsan, küçük şeylerden mutluluk alabilmen o kadar kolaylaşır. zihninde canlandırdığın o en uçtaki objeler ya da soyut şeyler, bu sayede ulaşılabilir olur belki de...
___________________________________________________________________________

Manzara seyrine dalmışken, esen rüzgarla zaten bir karış havada olan aklının daha yükseklere uçması olağan. Farklı karmaşalar içinde ki zihninin ise hissizleşmiş bedenini, türlü oyunlarıyla seni hayal dünyasının ayak basılmamış topraklarındaymışçasına farklı hissettirdiğine şahit olman, rüzgarın şiddetine bağlı.
___________________________________________________________________________

her gün üzerinden onlarca insanın geçtiği bir kaldırım taşıyım. hep aynı yerde, belli bir amaca hizmet eden yüzlercesinden bir tanesiyim. hiç kimsenin önemsemediği, yağmurda çamurda karda kışta her zaman aynı yerde olan sıradan bir kaldırım taşı. bazen durduğum yerde rengim solar, zamanı gelince yeniden boyarlar üzerim...i. dışım güzel olsa da içim hep aynıdır. herkesin üstüne basıp geçtiği sıradan bir taşım sadece...
___________________________________________________________________________

Ne kadar kolaydır birşeyler ters gittiğinde bahaneyi başka şeylerde, başka kişilerde bulmak!
Peki, rüzgarın yönünü değiştiremiyorsanız eğer yelkenlerinizin yönünü değiştirmeyi hiç denediniz mi ? Çünkü hayat, bizim karşılaştığımız fırtınalarla değil bu fırtınalar sonucu gemiyi limana ulaştırıp ulaştıramadığımızla ilgilenir.
___________________________________________________________________________

Evreni sonsuz bir hiçliğe doğru genişleyen bir şey olarak kabul ettiğiniz anda, ekosenin üzerine çizgili giymek dertten sayılmaz.
___________________________________________________________________________

Yaşam, halka açık bir keman performansıdır, keman çalmayı ise konser sırasında öğrenmeniz gerekir.
___________________________________________________________________________

kelimelerin öyle bir gücü vardır ki ; bir kelimeyle hayat bitebilir, evlilikler bitebilir, dostluklar bitebilir, kısacası çok şeye sebep olabilir. olumlu etki yaratması ise tek bir kelimenin varlığıyla değil, bir çok kelimenin yan yana gelip uygun hitap ve ikna kabiliyetiyle bütünleşerek sağlanabilir yalnızca. ......

hayat her sürprizi içinde barındıran bir hediye paketi. bazen açtığında mutlu olursun, bazende tatmin olmazsın. herkese farklı oynar hayat.....

zaten yaşadığımız hayatı neye harcayarak geçiriyoruzki? çalışmak, eğlenmek, yemek yemek, uyumak, vs vs. düşünmek için vakit harcamak hepsinden daha değerli. diğer şeyler günlük, anlık, saatlik şeylerken düşüncelerin her zaman seninle yaşar. dün düşündüğün şey bugünde yarında düşündüğün şey olabilir. zamanla değişebilme durumu olsada. ama insanda yıllar geçtikçe değişmiyomu? ....

zaman zaman olayların gelişim süresinde yabancılık çeksede insan, değişime her zaman hazırlıklı olmalı. çünkü her an değişiyo hayat. ben hayata bakış açımı, hayat tarzımı, dinleğim müzikten kafa yapımın tamamına yakınını, bir olaydan dolayı bir gecede değiştirdim. hiç hazır değildim buna ama akışına bıraktım ve yeni şeylere açık kapı bıraktım. baaktım ki ben böyle daha huzurlu ve keyifliyim o zaman açık bıraktığım kapıları menteşelerinden söktüm ve ardına kadar açtım. şimdi daha mutluyum, eskisine nazaran ....

insan unutabilen bir canlı. hani o antalya da falan mağralar var, tavanlarından sular damlıyo. bir su damlası yüzyıllarca ya da binyıllarca aynı noktaya damlayarak kaskatı kayaları deliyo. bir su damlası bunu yapabiliyoken insan aklı ve mantığıyla ne üzüntüleri ve mutsuzlukları delip geçer. zaman oluyo çok sevdiğin birisi ölüyo, ağlıyosun ağlıyosun. üç gün beş gün 1 ay, ağlayabildiğin kadar. bi zaman sonra ağlamayı bırakıyosun, çünkü içinde bulunduğun duruma ayak uydurmak zorunda klaıyosun. bi şekilde hayata koşullanmaya mecbur hissediyosun. güçlü karaktere sahip olan insanlar, geride kalan kötü şeylerin altında ezilmiş olsalar bile bugünü dünsüz yaşayıp yarına kendisini bugünsüz yaşamaya hazır hale getirebilen insanlardır......

Sensizken

Sen uyurken gecelerde
Kor alevler sarar yüreğimi
Aşkın pranga misali
Kilitler bedenimi
Bulandırır zihnimi
Bir kaç saatin özlemi
İçten içe eritir beni
Ellerim,
Çölde kış yaşar gibi
Sensiz yarı donuk
Dudaklarım çatlamış
Bir o kadar terlemiş vücudum
Uyanır kabuslardan...


19.05.2005

Hareket Vakti Gelince

İs yarası gibiyim bu temiz ellerinde
Dil yarası gibiyim bu masum sözlerimde
Kal deme hiç,
Bunu benden isteme
Sus
Bu gece
Bana aşktan sakın hiç bahsetme
Dur
Bu gece
Bana dokunma beni delirtme
Sana boşuna umut vermek istemem
Çağıran bir şeyler var hep
Beni uzak şehirlerde
Bana ait bir şeyler var
Bu sert gülüşlerde
Sen yine olduğun gibi kal
Benim için sakın değişme
Giderim bugün ha yarın
Hareket vakti gelince
Sen yine olduğun gibi kal
Misafirim bu şehirde
Bir el sallarsın yeter
Hareket vakti gelince
Umut gibiyim
Senin ışıl ışıl gözlerinde
Kum gibiyim
Uçsuz bucaksız o çöllerinde
Kış gibiyim
Yakan yaz güneşinde
İz gibiyim
Kadehteki o ruj izlerinde
Dil gibiyim
Yanağımdaki o benimde
Kal deme hiç,
Bunu benden isteme

Umay Umay'ın bi şarkısıydı...

12 Mayıs 2010 Çarşamba

sadece çemberi tamamladık,ve geri döndük.. (gerçek yolculuk geri dönüştür)

anneme...

Yağmurlu bir günde pencerenin yanında oturmuş,buğulu camları ovuşturup dışarıyı izlemeye çalışan küçük bir çocuğum ben. Kendimi sokağa atmak istesemde annem kızacağı için pencerenin yanından ayrılamam bile. Yalnız başıma aklımda türlü hayallerle gökyüzüyle aramda perde görevini üstlenen ve ne kadar uğraşsamda yine buğulanan camları silip silip özgürlüğümün sınırlarını sorgularım umarsızca. İçten içe hem anneme hemde yağmura kızarım sonra. Belki ağlarım bile. Keşke deniz kıyısına gidebilsem,gitsemde martılara simit atıp, birbirleriyle mücadele ederken çıkardıkları sesin yankısını duyabilsem diye. Simitler bitince sahil boyunca koşup iyice ıslanabilsem diye... Sonra eve sırılsıklam dönüp annemden fırça yiyeceğimi bile bile ağlarım belki pencere kenarında. Hem ,hergün aynı saatte evimizin önünden geçen simitçi amca geçmedi bugün. Karşı apartmandaki teyzede çamaşırlarını asmamış tek bir saksısı olmayan balkonunda sarkık sarkık duran çamaşır iplerine. Vazgeçerim o zaman bende gitmekten. Üşür hasta olurum,olurumda annemi üzerim. Düşüncelere dalmışken mutfaktan annemin her zaman yaptığı kekin kokusu gelir ve bende koşa koşa onun yanına giderim. Her zaman koştuğum gibi.....

03:37 08.Mayıs.2010 ..Arif Alaman...

Geç Kalmış Bir Hikaye...

Bir zamanlar batı rüzgarlarının estiği burçak tarlalarının üzerinde kıskanç gökyüzünün artık güneşi umursamadığı bir yer vardı. O yerde yaşayan insanlar kendilerine umut çiftçileri diyorlardı.'O'da onlardan biriydi. Orada yaşayan insanların diğer insanlara baktığı göz, diğer insanların onlara baktığı gözden çok farklıydı. Biz sevgiyi ön planda tutup geleceğe umutla sarılırken,diğerleri bizi küçümsüyordu. Ama bilmiyorlardı ki her zaman kazanıyorum diyen insanlar aslında gerçek kaybedenlerdi. Ve 'o' birgün umutlarını ekerken insanların arasından diğerlerine benzemeyen birini gördü. Nietzsche ağladığında da söylediği gibi "önemli olan bu andır,o andan başka gerçek yoktur ve buna tek seyirci kalan biziz.". O an yaptığımız işin gerçek amacını anladı ve onun için süreç başladı. Bu noktadan sonra onunla ilgili duygularına kendi notlarından devam edelim.

" Yazın vermiş olduğu yorgunlukla hasat zamanının sonlarına doğru, bir kasım sabahında seni gördüm ve o zamana kadar gördüğüm hiçbir insana benzemediğini farkettim. Bir anda hayatımın merkezini sen aldın ve odak noktam oldun. Bunu o an anladım. Ben ki içimdeki sevgiyle insanların gözlerinin içine rahatça bakarken senin gözlerine öyle kolay bakamıyordum. O kadar ulaşılmaz bir yerde duruyordun ki her yerde
seni aramaya başladım. Seni ararken seninle ilgili ulaştığım her detayda ben de kendimi yeniden keşfediyordum. Senden habersiz seninle yürüdüğüm yolda tökezledim ve sana erişebilmek adına umarsızca hatalar yaptım. Şimdi dönüp bakınca patavatsız davrandığımı farkediyorum. Sen de verilmesi gereken en doğru tepkiyi verdin ve ben yaptığım hatanın pişmanlığıyla ve sensizliğimle,senden uzakta yaşamaya çalışıyorum.."

O, o günlerden sonra umut çiftçiliğini bıraktı ve ona kalan tek şey yalnızca sen oldun. Onun senin hakkında anlattıkları,notlarda sana yazdığı bir şiirle bitiyor.

Bütün çabalarına rağmen hep bir şey eksik kalmadı mı?
Kaybettiklerin sana aslında yapılan tüm eylemlerin tükenişe dair kendini aldatmaca olduğunu söylemedi mi?
Eksilttiğin her günün neticede ömürden gittiğini
Devam etmekteki bir takım hislerin zamansızlığını,seni yalnız bırakacağını
Göçmen kuşların yaşantında bir kısım etkiler bıraktığını
Ve bunun beni her gün öldürdüğünü görmedin mi?...