Hiçbir işimin olmadığı, her zamanki sıradan günlerimden biriydi. Gece yarısına kadar iç çatışmalar, iç hesaplaşmalarla vakit geçirdikten sonra, aylardır uykudan mahrum bıraktığım bedenimi,yine geç bir saatte pek istekli olmasam da uykunun o şefkatli ve huzurlu ellerine teslim edivermiştim. Şans bu, pek nadir rüya görürüm. Yine şanslı bir günümdü.
Merdivenlerden çıkıyordum. Katlarında hiçbir kapının olmadığı, sıradan, dar sayılabilecek, dönemeçli olmayan bir apartmanda gibi hissettim kendimi. Işığın kuvvetli oluşu ve sönmek bilmemesi ise gözden kaçırılamayacak kadar garipti. Çıkmaya devam ettim katları, biraz korkarak, biraz da merakla. Ne koşar adım, ne de ağır aksak, alabildiğine sükunet içindeymişçesine devam ettim. Devam ettikçe her katta ve her adımda hiçbir farklılığın olmayışı ise içimi ürperten bir deja vu idi adeta. Merdiven boşluğundan bakmayı isterdim ancak boşluk yerinde duvar örülüydü. Bir ara soluklanmak istedim ve bu durumu anlamlandırmak adına düşümem gerekti. İçimde ise aradığım ancak bir türlü bulamadığım bir şeye ya ulaşacağım ya da yine erişemeyeceğim şeklinde bir his vardı. Aşağıya inmek ise kendimi cesaretsiz, korkak ve aptal biri gibi hissettirebilirdi. Hayır, bir başkasının gözünde böyle görünmek ile kendime böyle görünmek farklı olamazdı. Bu yüzden fütursuzca ilerlemeye karar vermiştim. Çıktım; yorulsam da çıktım. Ama bu yol bitmek bilmiyordu. Sanırım yetmişten fazla kat geçtim. Daha az da olabilirdi, çünkü sayabileceğimden fazlaydı. İki kat daha çıkmıştım, adımlarıma devam ediyordum ve bir anda ışıklar sönmüştü. Kas katı kesilmiştim. Olduğum yerde kaldım. Tam umudumu kaybederken tekrar gelmişti ışıklar. O an düşündüğüm ilk şey kobay farelerin labirentlerde oynandığı gibi biri veya birilerin de benimle oynadığıydı. Biraz kızgın ve hala biraz korkak adımlarla bu sonu gelmez yolu sürdürdüm. Yorgunluk çöküvermişti üzerime, sanki sırtımda bir yük var ve her bir merdiveni adımlarken bu yük artıyordu bu bitmek bilmeyen sıkıcı yolda. Artık umarsızca devam ediyordum, sırf kendimi kendi gözümde küçük düşürmemek için.
Yine diğerleri gibi aynı bir kata daha çıkmıştım. Bu katın üstünde de farklı birşey beklemiyordum. Merdivenlere bakarak ve biraz da dalgın gözlerle çıkmaya devam ettim. Sağa doğru döndüm ve merdiven bulmayı umduğum yerde bir kapı buldum. Çok heyecanlanmıştım, ellerim titriyordu. Sola doğru döndüm ve duvarda 'Kat 140' yazıyordu. Çok şaşırsam da mantıksız gelmiyordu, zira hangi kattan çıkmaya başladığımı bilmiyordum bu binaya. Kapıya döndüm, kolu çevirdim ve içeriye girdim. Bir hışımla daldığım bu yer loş ışıklı bir odaydı. Bir anda gözümden yaşlar akmaya başlamıştı. Daha nereye kadar sürebilirdi bu sıkıntı? İç sesimin savurduğu isyan içerikli cümleler dudaklarımdan dışarı fırlıyordu. O esnada bir ayak sesi duydum. Karşıdan gelen kişi bir kadındı ve bana "Hoşgeldin!" dedi. Dilim tutulmuştu resmen,cevap verememiştim. Bana doğru yaklaşıyordu ama bu yer o kadar karanlıktı ki yüzünü seçemiyordum. Sonra, "Geciktin. Sanırım neler olduğunu merak ediyorsun değil mi?" dedi. Ben sadece "Evet" diyebildim. "Yıllardır aradığın ama kimi zaman yüzleşmekten korktuğun, kimi zaman da ne olursa olsun diyerek bulmaya çalıştığın ve bulamadığın şeyin ucuna kadar geldin." dedi bana. Biraz merak ve şaşkınlıkla "Aradığım şeyin ne olduğunu henüz ben çözememişken bana beklediğimin ne olduğunu sen mi biliyorsun?" dedim. Kadın "Evet! Biliyorum." dedi. "Peki nedir?" diye sordum. Adeta ter döküyordum. Kalbim de hızla çarpmaya başlamıştı ancak yerimden bir adım kıpırdayamıyordum. Ve cevap verdi: " Aradığın ama bir türlü ulaşamadığın şey benim. İdealinde kurduğun hayal, hırsın, hüznün ve sevincin benim." . Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Yüzünü göremiyordum halâ ve merakımdan ölebilirdim. Cevap vermeme şans tanımadan "Yaklaş bana." dedi. Küçük adımlarla öne doğru hareket ettim. Üç veya dört adım attım ve "Gel!" dedi. Adımlarıma devam ettim, umutlu ve mutlu gibi hissediyordum. Ona ulaşmama bir kaç adım kalmıştı. Yaklaştım, yaklaştım ve tam önüne geldim. Elimi yüzüne doğru uzatmayı düşündüm ama kararsızdım. Doğru olurmuydu bilemiyordum. Güldü. Ne kahkaha ne de zayıf bir gülmeydi. Sanki küstah bir gülümseme gibiydi. "Niye gülüyorsun?" diye sordum. "Ruhunun kokusunu alıyorum. Alabildiğine derin ve ufuk çizgisinden bile uzak koca bir kararsızlık denizinin dibine gömülmüş. Karamsar fikirlerin o kadar yoğun ki, zihninde kurduğun cümleler rahatsız edici bir gürültü yaratıyor." dedi. "Kimsin peki?" dedim. "Sanırım uzun bir süre daha bulamayacağın kişiyim. Kararsızlığının kokusundan bunu duyabiliyorum." diye cevap verdi ve bir anda ortadan kayboldu. İnanamadım. Bu kadar yol katettiğim ve sonunda eriştiğim şeyle yüz yüze gelmişken bir saniyede kaybetmiştim. Ağlamaya başladım, hem de çok yoğun bir şekilde. İçinde olduğum oda birden sarsılmaya başlamıştı. Deprem oluyordu galiba. Sarsıntının şiddeti gittikçe artıyor ve duvarlar çatırdamaya başlıyordu. Tavandan kopup düşen parçaların ardından bembeyaz ışıklar vuruyordu bu karanlık odanın içine. Çatlaklar arttıkça oda aydınlanıyordu. Galiba yıkılmak üzereydi bina. Bir kaç saniyede tavan çökecekti ve o anda sol tarafımda ki duvarda bir yazı çarptı gözüme. Alelade bir yazıyla duvarda yazan şeyi okudum: "Umut et, pes etme". Başımı tavana doğru kaldırdım ve gözlerimle en yakın bir çatlaktaki ışığa diktim ve huzuru hissettim içimde. O anda tavan, duvarlar ve zemin yerle bir oldu. Aşağı doğru düşüyordum bembeyaz bir ışık eşliğinde. Aydınlıktı her yer. Ve o an sakin bir şekilde uykudan uyandım. Gözlerimi açtığım da tavana doğru bakıyordum. Hafif doğruldum ve yatağımın yanında ki sehpayı farkettim. Dün gece doldurmak umuduyla üzerine bıraktığım kağıt ve kalem oldukları yerde duruyordu. Ve o an kendime dedim ki, "Cevaplanmayı bekleyen sorular sanırım şimdilik bitmeyecek. Karamsar bir zihin, beni umut ettiğim şeyin arkasından koşmak yerine durdurmaya çalışacak. Olmaya çalıştığım adam ile olunması gereken kişi arasında ki yapacağım tercih beni bu arayışta zorlayacak olsa da umut edeceğim. Çünkü bugün olmasa da bir gün mutlaka soruların cevabını bulacağım.".
Yeni gün neler getirecek bilmiyorum ama karşılamaya hazır olmadan geleceği göğüslemeye çalışmak hayata ve umutsuzluğa karşı mağlubiyetin habercisi olacaktır.
